Gültekin Avcı- Stratejik BOYUT
Sivil bir anayasanın şart olduğu ve 82 anayasasının değişmesi gerektiği konusunda artık önemli bir mutabakat var. Bu da bir ilerleme. İlerlemenin sağlanamadığı konu ise mutabakat veya mutabakatın nasıl olacağı bahsidir.
Açık söylemek gerekirse, böyle bir mutabakatın olması mümkün görünmüyor. Aslında mütekâmil bir demokratik siyasal algılama ve kâfi derecede demokratik toplum bilinci olsaydı, sivil bir anayasa inşası konusunda bu derece dirençli bir anlaşmazlık yaşamayacaktık. Zira üst seviyede bir demokratik algılama toplumların değişmesini hızlandıran bir etki doğurmaktadır.
Diğer yandan demokrat bilinen kıymetli hukukçu Sami Selçuk"un sentetik "sivil dikta" polemiklerine ideal anayasa bakımından da olsa açıkça yol vermesi şaşırtıcı olmuştur. Zira bugüne kadar güçlü demokratik iktidarlar olarak ne Menderes"in DP"si, ne 1977"nin %41"lik Ecevit iktidarı, ne Özal"ın ANAP"ı ve ne de AKP sivil bir dikta tehlikesi arzetmediler.
“Siyasal lider ne derse o oluyor” diyor sayın Selçuk. Bu konuya salt hukuki bir perspektifle bakıldığında çözüm mecrasına ulaşılabileceğini zannetmiyorum.
Konuya hukuk perspektifi dışında psiko-sosyal bir bakışla temas edelim.
Lider başka Genel Başkan başkadır.
Kimileri liderdir, kimileri ise genel başkanlıktan öte mana ifade edememiş ve edemeyecek simalardır.
Peki, liderlik nerede başlar nerede biter? Neden herkes lider olamaz?
Neden Abdüllatif Şener, Mustafa Sarıgül, Tansu Çiller, Turgut Sunalp, Necdet Calp, Hüsamettin Cindoruk, Cem Uzan, Zeki Sezer, Masum Türker, Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz… gibi isimler genel başkan olsa da asla lider olamadılar ve olamayacaklar?
DTP çizgisi neden lider çıkaramadı?
DTP çizgisi ise hiçbir zaman bir lider çıkaramadı, çıkarması da oldukça zor. Genel Başkan çıkarabildiğini söylemek bile pek mümkün gözükmemektedir. Konunun İmralı"ya bakan yüzüne şimdilik girmeyelim.
Ve neden Adnan Menderes, Bülent Ecevit, Turgut Özal, Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan, Muhsin Yazıcıoğlu, Süleyman Demirel, Tayyip Erdoğan gibi isimler genel başkanlık kavramını aşarak lider olabildiler?
Baykal ve Bahçeli Lider mi Genel Başkan mı?
Bahçeli"yle Baykal"ı nereye koydun dediğinizi duyar gibiyim. Onları hala düşünüyorum doğrusu. Ama şimdilik araftalar.
LİDER İLE GENEL BAŞKAN ARASINDAKİ FARKLAR?
Liderlik; yıllara meydan okuyabilmek, kitleleri heyecanlandırabilmek, siyaset karizması, iyi bir PR ve karizmatik bir hitabet mi? Belki. Ama kesinlikle rutin bir genel başkanlığı aşan özellikler gerektiren bir durum.
Lider, çevresinde huşu ve saygı uyandıran adam. Genel Başkan ise parti içi üst düzey bir bürokrat edasından öte bir gerçekliğe ulaşamaz. Birini vicdanlar ve duygular ortaya çıkarır, diğerini ise parti içi mevzuat.
Liderleri kitleler üretir, genel başkanları ise sadece partiler.
Lider olağanüstü bir cazibe ve karizmaya sahiptir. Genel Başkanlar ise sadece parti içi bir takım yetkilere.
Liderler dünyaya mal olur, genel başkanlar ise sadece partilerine.
Bu itibarla "liderler"in parti içi etkisi ile sadece "genel başkanlar"ın parti içi etkisi ve karizması tabii olarak farklıdır.
Yani liderin etkisini, anayasanın kaldırmasını beklemek ne derece isabetli?
Ve gerçekten önemli liderleri anayasalar kısıtlayabilir mi? Sanmıyorum.
Her şeyden önce şu soruyu sormalı;
Parti içi demokrasi hakikaten mümkün mü?
Bana göre siyasal partilerin kendi içinde tam bir demokratik yaklaşımı sergileyebilmeleri bir ütopya. Düşünebiliyor musunuz, bir parti lideri bir icraat yapmak istiyor veya bir fikir ortaya atıyor. Daha muhalefet partilerine bile mahal kalmadan kendi partisi içinde pek çok milletvekilinin dört bir yandan karşı mukabelesiyle şaşkına uğruyor. Tabii ki bu durumda parti liderliği kavramı orijinal bir mana ifade etmekten çıkıyor.
Hangi siyasal parti gerçekten bu derece farklı ve muhalif unsurları bünyesinde barındırabilir?
Diğer yandan bir siyasal parti içinde bu derece derin farklılıklar barınabilirken, o partinin insicam içinde bir icraat yapabilmesi ve ahenkli bir ekip çalışması ortaya koyabilmesi mümkün mü?
Kanunları kendi siyasal perspektifi istikametinde nasıl çıkaracak?
Tahmin edebileceğiniz gibi siyasal ortam tam bir anarşik yapıya bürünecek.
Ben kırmızıyım diye ortaya çıkacaksınız. Ama içinizde o derece farklı ve etkili renkler olacak ki, bu durumda sizin renginizin kırmızı olduğu tartışılacaktır. Tabiidir zira artık kırmızı değilsiniz demektir. Artık başka bir renk vardır ortada.
CHP"nin içinde “Atatürkçü düşünce tarzı anayasal bir prensip olmaktan çıkarılmalı” diyen milletvekilleri veya AKP"nin içinde “Ergenekon bir safsata” diyen milletvekillerini hayal edebiliyor musunuz?
Zannetmiyorum.
Bu itibarla parti içi demokrasi ütopyası, tolere edilebilir bir küçük seviyede gerçekleşebilir ise de parti içi tam bir demokrasi parti kimliklerini nihayetinde tasfiye edeceğinden mümkün değildir.
Her milletvekilinin kendini partisi içinde özgür bir baş saydığı parlamenter rejim nasıl olurdu acaba?