ADNAN BERK OKAN
Gelişmiş demokrasilerde her kişi ve kurum yargılanabilir olmalı…
“Doğru mu?”
Doğru…
Ama…
Gelişmiş demokrasilerde yargıçların ve savcıların sadece yasaların ve hukukun emrinde olduklarını da aklımızdan çıkarmayalım…
Hiçbir ideoloji, gelişmiş ülkenin yargıç ve savcılarını teslim alamaz…
Karar verirken, şüphelinin siyasi ve dini inançlarına göre değil, yasaya göre gerçekten suç işleyip işlemediğine bakarak karar verirler…
Peki…
Türkiye’de durum öyle mi?..
Şu olaylara bakıp, karar verebiliriz…
***
Bir savcı düşünün ki; kızdığı çaycıyı bile, elinde somut hiçbir kanıt olmaksızın “çete üyesi” olmakla suçlayabilecek kadar akıl ve vicdan tutulması yaşıyor…
Ve o çaycı saati bozuk saatli bomba gibi elini kolunu sallayarak geziyor...
Eğer bir yurttaş hem bu kadar ağır bir suçla itham ediliyor ama hem de her an suç işleme özgürlüğü içinde yaşıyorsa; ya hukuk sistemimizde, ya da kanunları uygulayanlarda bir sorun var demektir…
Ya da savcı; hukuku, yasaları kişisel nefretine alet ediyor ki; o zaman da o savcının görevde kalması “yasal” değildir…
***
Bir savcı düşünün; elinde hiçbir “somut” kanıt olmaksızın, ülkenin en çetrefilli bölgesinde görev yapan en güçlü ordusunun komutanını “çete üyesi” olmakla suçluyor…
Eğer bu iddia somut kanıtlara dayanıyorsa; o komutanın bırakın ifade vermeye gelmesini beklemek, bir dakika daha fazla görevde kalması bile tehlikelidir…
Komutan isterse bir sabah orduyu kimseye haber vermeden bir dost ülke topraklarına bile sokabilecek yetki ile halen işinin başında ise vah ki vah vah!..
Yok, eğer savcı; ideolojisinin etkisindeyse ve üfürükten dedikodularla bir ordu komutanını “şüpheli” sıfatıyla ifade vermeye davet etmişse; hemen görevinden uzaklaştırılmalıdır…
Bunun ikisinin ortası yok…
***
Sevgili dostlar;
Adalet intikam aracı olarak kullanılırsa; hem hukuk ve hem de adalet anlayışının kutsallığı yıkılır…
İki kurumun da erdemi çürür…
Bir hukuk adamının da birilerinden kişisel olarak intikam alma duygusu yaşamak hakkı…
Ama…
O duygularını ancak, kişisel sonuçlarına katlanarak tatmin edebilir…
Hiç kimse bir hukuk adamının niyetini okuyup, o duygularını tatmin sürecinde işleyeceği suçları önleyebilecek güce sahip değildir…
Ama…
Savcılar ve yargıçlar da hukuku, yasaları ve devletin kendilerine verdiği görevi, kişisel intikam duygularına alet edemezler…
Buna sadece görevli bir savcı ya da yargıç olarak değil, “insan” olarak da hakları yok…
***
Evet…
Yukarıda sözünü ettiğim savcı; Özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’dır…
“Şüpheli” sıfatı ile ifade vermeye davet ettiği komutan da, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk…
Ve ne yazık ki bu garip soruşturmaya gerekçe olarak gösterilen kanıtlar hiç de inandırıcı değildir...
Ve daha da fenası…
Sanki Fethullah Gülen cemaatinin intikam amacıyla düzenlediği bir senaryo gibi sunulmaktadır kamuoyuna…
Bu durum ise, Gülen Hoca Efendi’nin ve cemaatin giderek daha da yayılan inandırıcılık katsayısını ters yöne çevirmektedir…
Nitekim bugün, Gülen Cemaati’nin samimi inananları haricinde kime sorarsanız sorun herkes: “Geçtiğimiz günlerde intihar eden Albay Berk Erden’i ölüme götüren görüntüler de Gülen Cemaati’ne ait bir internet sitesinde yayımlandı” cevabını alacaksınız…
***
Sevgili dostlarım…
Birileri hem TSK ve hem de Gülen Cemaati üzerinden “çok tehlikeli” ve bir o kadar da “iğrenç” bir oyun sergilemektedir…
Bir yandan TSK’yı küçük düşürüyorlar…
Diğer yandan Gülen Cemaati’nin; her türlü siyasal kirliliğe bulaşmış, iktidarı, ekonomiyi ve orduyu ele geçirmeye çalışan “aç gözlüler” olarak tanıtmayı amaçlıyorlar…
Yani, iki kurumu da halk gözünde sıfırlayarak hem orduyu hem de halkı elde etmeye çalışıyorlar…
Unutmayalım…
Ordumuz, dış güvenliğimiz için ne kadar değerli ve lüzumlu ise…
Gülen Cemaati gibi bir cemaat de “iç barış, huzur, ahlâki moral” için o kadar gereklidir…
adnanberkokan@gmail.com
internethaber