|
4 Mart tarihinde ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde yapılan oylamada 22 hayır oyuna karşın 23 evet oyu ile - bir oy farkla - 1915 olaylarını ‘Ermeni soykırımı’ olarak niteleyen bir karar tasarısı kabul edildi. Bundan sonraki aşama bu tasarının Temsilciler Meclisi Genel Kuruluna gelmesi ve orada da oylanması. Aynı zamanda ABD Kongresi’nin diğer kanadını oluşturan Senato’da da aynı içerikte bir karar tasarısı beklemekte. Hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’daki siyasi parti çoğunlukları bunları geçirebilecek konumda.
Hukuken yasama organınca yapılmış olmasına rağmen bunlar ‘yasa’ değil, ‘meclis kararı’. Yani yasalar gibi yürürlüğe girebilmek için ABD başkanının imzasına gerek duyulmuyor. Buna karşın bağlayıcılıkları yok. Sadece ABD yönetimine çağrı yapılıyor. Buna uyulup uyulmamasının hukuksal bir yaptırımı yok. Bununla birlikte 4 Mart’ta Komite’den geçen tasarı içerik itibarıyla ABD yönetimini çok yakından ilgilendiriyor: Türk-Amerikan ilişkilerinin yoğunluğu ve öneminin zirveye vardığı bir dönemde Türkleri tüm soykırımların sorumlusu ilan ediyor.
Türkiye’nin tepkisi çok sert olmak durumunda. Nitekim tasarının kabul edilmesi ile ilgili basın açıklamasını bizzat Dışişleri Bakanı Sn. Ahmet Davutoğlu kendisi yaptı ve konunun ‘milli onur’ konusu olduğunu söyledi. Ardından ABD Büyükelçisi Sn. Jeffrey Dışişlerine çağrıldı. Sn. büyükelçinin Dışişleri Bakanlığı’ndan çıkarken yüzündeki ifade durumun ciddiyetini gösteriyor. Büyükelçi Jeffrey Komite’den geçen tasarının meclis genel kuruluna gelmesine karşı olduklarını da açıkladı.
Tasarının kabul edilmesinin nedeni olarak Türkiye’ye ‘şantaj’ yapma amacını göstermek mümkün. Nitekim ABD yönetimi protokolleri imzalayan Türkiye’nin henüz bunları meclisten geçirmemiş olmasını ve Karabağ’da işgalin kaldırılmasında bir ilerleme olmaması halinde geçirmeyeceğini açıklamış olmasını olumsuz değerlendiriyor. Komite’den tasarının geçmiş olması, eğer protokoller Türkiye tarafından onaylanmazsa Temsilciler Meclisi tarafından da tasarının kabul edileceğinin bir işareti olarak Türkiye’ye gösterilmiş durumda. Türkiye bizzat Sn. Dışişleri Bakanı’nın ağzından baskılara boyun eğmeyeceğini ve tasarının kabul edilmiş olmasının Türkiye-Ermenistan ilişkilerine olumlu etki etmeyeceğini açıkladı. Yani bu ortamda protokollerin geçmesi söz konusu değil.
Protokoller Türk-Ermeni barışı bağlamında somut olarak Türkiye’ye sadece tarihsel olaylara ilişkin bir komisyonun kurulmasıyla Ermeni soykırım tezinin bilimsel olarak araştırılması yaklaşımını kazandırıyor. Bunun bir sonucu olarak üçüncü ülkelerin, özellikle de dışişleri bakanı seviyesinde protokoller sürecine müdahil olmuş ABD’nin, soykırım tanıma girişimleri protokollerin ruhunu zedeliyor. Ermenistan’ın somut kazancı da sınır kapısının açılması olacaktı. Bu durumda Türkiye protokolleri onaylayamayacağından ve sınır kapısı açılmayacağından Ermenistan halkı zararlı çıkacaktır. Bununla birlikte tasarının kabul edilmesini ellerini ovuşturarak izleyenler de var: Diasporanın aşırı kanadı protokollere ciddi olarak karşı. Bunlar açıkça Türkiye’den toprak ve tazminat talep ediyor, protokollerin Türk sınırını kabul etmek ve ‘Ermeni soykırımını’ tartışmalı hale getirmek anlamına geldiğini savunuyor.
Türkiye baskıya ve şantaja boyun eğmeyecektir. Protokolleri bu aşamada onaylamayacaktır. Protokolleri tekrar canlandırmanın tek yolu derhal Karabağ hususunda bir ilerleme sağlanması için ABD’nin Ermenistan nezdinde girişimde bulunmasıdır. Bunu ABD’den istemek her zamankinken fazla Türkiye’nin hakkıdır.
|