BİR TSK’dan bir PKK/KCK’ dan dan
HABER 1
KCK’ ya YÖNELİK 5. DALGA
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, terör örgütü PKK'nın sivil oluşumu KCK/TM yapılanmasına yönelik ilk operasyon, 2009 yılının Nisan ayında düzenlendi, bunu 3 operasyon takip etti.
Devam eden ve gözaltına alınanların sayısında artış olabileceği kaydedilen 5. operasyonun, uzun süren teknik, fiziki takip ve telefon dinlemesi sonucu gerçekleştirildiği ve 33 kişinin örgüt üyesi ve yöneticisi olmaktan gözaltına alındığı belirtildi. Gözaltına alınanlar, ifadeleri alınmak üzere, soruşturmanın yürütüldüğü yer olan Diyarbakır'a gönderildi.
AA - İHA
HABER 2
BALYOZ OPERASYONUNDA 2. DALGA
13 kentte düzenlenen 2. Balyoz operasyonunda bir emekli 17'si muvazzaf asker 18 kişi gözaltına alındı.
Bilindiği Üzere Balyoz' soruşturmasının ilk dalgasında gözaltına alınan 48 askerin 31'i tutuklandı, 17'si serbest kaldı. İşte o isimler E. Org. Çetin Doğan, E.Korg. Engin Alan…
Bilindiği üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının terör örgütü PKK'nın sivil oluşumu ''Kürdistan Topluluklar Birliği/Türkiye Meclisi (KCK/TM) Yapılanması''na yönelik Nisan 2009 tarihinde başlattığı bir soruşturma vardır. Bu soruşturma kapsamında şimdiye kadar, asgari ortak yönleri PKK sempatizanı ve DTP olan yüzlerce kişi gözaltına alınarak tutuklanmıştır.
Öncelikle resmin Türkiye ayağını ortaya koymak gereklidir. Süreç; DTP/BDP geçişi ile başlamıştır. Cumhurbaşkanının tarihi fırsat olarak açıkladığı süreçte radikal Kürtçüler tasfiye edilecek DTP/BDP içerisinde artık varlığı iyice ortaya çıkan Barzanici ekol-ılımlı Kürtçüler hâkim olacaktır. BOP sürecinin önündeki hükümetin şart koştuğu en önemli engel olan PKK tasfiye edilecektir.
Bu kapsamda esasen 29 Mart 2009 seçimleri öncesi ve sonrasına ait iki dönemi ayrı tahlil etmek gerekmektedir. AKP’nin 29 Mart öncesindeki stratejisi PKK nın uluslar arası destekle tasfiye edilmesi, PKK ‘dan dan ayrıştırılamayan DTP nin politik kuvvetini oluşturan halk desteğini kırmak olarak şekillenmiştir.
Başbakan’ın “Diyarbakır’ı istiyorum” “ Bir BOP projesi var bu proje kapsamında Diyarbakır merkez üssü olabilir” şeklindeki beyanlarını bu strateji kapsamında görmek gerekir.
Ancak 29 Mart seçimleri sonucunda alınan ağır yenilgi bu projenin sandık seçeneğinin rafa kaldırılması zorunlu sonucunu doğurmuştur.
29 Mart seçimlerinden sonra bir taraftan PKK şehir yapılanmasına yönelik KCK adı verilen operasyonlar başlar iken diğer yandan “açılım” olarak nitelendirilen süreç başlatılmıştır. Bu aslında bir havuç – sopa organizasyonudur. Ancak DTP nin her halükarda çözümün adresinin İmralı olduğunu söyleyerek PKK yı siyaseten talileştirememesi, Apo tarafından ortaya konan yol haritaları ve Habur görüntüleri bu süreci de sekteye uğratmıştır. Bu durumda DTP’nin kapatılması ve devam eden KCK operasyonları ile yapılan ayıklanma sonucunda elde kalacak unsurlar ile ılımlı bir Kürt partisi elde edilmek istenmektedir.
Kapatılan DTP li milletvekillerinin yoğun tartışmalar sonucunda mecliste kalması ve BDP nin kurulmasını bu açıdan görmek gerekir.
Türkiye -ABD -Barzani arasında 3 lü ittifak şeklinde basına yansıyan uzlaşmanın; 2011 yılında ABD’nin Irak’tan çekilmesi sürecine kadar Türkiye’deki ılımlı Kürtçülerin hakimiyetini tesis etmesi ve bunları sistemde meşrulaştırması elzemdir.Yoksa Sırrı Sakık “hiç CHP bizden 20 militan istedi “ der miydi?..
Ancak diğer yandan bu durum hiçte kolay gözükmemektedir. Osman Baydemir henüz bir hafta önce düzenlenen bir konferansta yaptığı açıklamada “Kürt sorunu kendi kürdünü yaratma politikasıyla çözülemez” veciz! İfadesini kullanmıştır.
Nihayetinde 3’lü ittifak projesi gereği radikal Kürtçüler tasfiye edilerek Türkiye-Barzani- ABD çizgisinde ılımlı Kürtlerin önü açılmak istenmektedir. Malum hedef halen BOP’tur. KCK operasyonlarının iktidara yakın bazı kesimler tarafından “Kürtlerin Ergenekon davası” olarak değerlendirilmesi boşuna değildir.
Bu süreçte APO ve Baydemir’in kaybetmesi halinde tarih bir kez daha tekerrür edecektir Taşeron olduklarını bir kez daha idrak edecek Kürtçüler, dedeleri Şeyh Sait gibi Türk Milletine de büyük bir yara vereceklerdir.10 yıl sonra yaşadıkları büyük hayal kırıklığı ve kızgınlıkla MHP ye oy verebilecek olmaları kimseyi çok fazla şaşırtmamalıdır. Homoseksüel siyasetin tabi seyri hep bu yönde olmuştur.
Diğer yandan aynı dönemde devam eden Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast iddiası soruşturması kapsamında Özel kuvvetler Komutanlığı ve kozmik oda aramalarını sanırım dikkatle incelemek gerekmektedir.
2003 yılında bir grup Özel Kuvvetler Mensubunun Süleymaniye valisine suikast düzenleyeceğine ilişkin varsayım çuval hadisesinin meydana gelmesine sebebiyet vermiştir. Arınç suikastı iddiasının nerelere varabileceği soruşturmanın henüz gizli olması sebebi ile bilinmemektedir.
Gerek Ergenekon soruşturma ve kovuşturmalarında gerekse Balyoz operasyonları ile ortaya konulmak istenen temel tez: TSK’nın darbeci bir geleneğe sahip olduğu, sivil siyaset üzerinde vesayette bulunduğundan bahisle, TSK nın değişime zorlanmasına yöneliktir.
Elbette ki bu bölüm meselenin halka anlatılan bölümüdür. 2010 Türkiye’sinde makul hiçbir aklın darbe düşünmeyeceği esasen konu ile tüm ilgililerin malumudur.
İlk etapta TSK nın tarihi arka planı gereği doğru olarak algılanan ancak günümüz koşulları karşısında hiçbir geçerliliği bulunmayan bu tezin niçin bu dönemde ortaya atıldığı sorusuna sanırım kısaca bir cevap vermek gerekir.
Türk Silahlı Kuvvetleri ile mevcut hükümet arasında Irak’ın geleceği ve Türkiye’nin alması gereken rol kapsamında derin bir uçurum bulunduğu tahmin edilmektedir. TSK içerisinde 1991-2007 tarihleri arasında çekiç güç operasyonları ile başlayan süreçte NATO müttefiki Amerika ile önemli görüş ayrılıkları oluşmuştur.
Yaşanan dar kapsamlı çatışmaya dahi varan birçok olay bu görüş ayrılığını derinleştirmiştir.
Aynı dönem TSK içerisinde Avrasyacı seçeneği gündeme getirmiş ve komuta kademesinde de önemli etkiler oluşturmaya başlamıştır. Org Tuncer Kılınç’ın Harb Okulunda yapmış olduğu bir konuşmada “Türkiye NATO dışı alternatif aramalarıdır.” biçimindeki beyanı giderek yaygınlaşan görüşün en üst kademelerdeki etkisini göstermesi açısından tarihidir.
Yine Rumsfeld’in Çuval Hadisesinden hemen sonra başbakan’a yazdığı mektubun basına sızan içeriğine göre hadisenin hedefinde kesinlikle hükümet ve TSK bulunmamakta olup TSK içerisindeki bir grup söz dinlemez subay bulunmaktadır. Bu subayların bu Avrasyacı gelenek sahipleri olabileceğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yoktur.
Hal bu olmasına rağmen Gn. Kur. Bşk Başbuğ 12 Şubatta Habertürk gazetesine yaptığı açıklamada “TSK değişmez, değişemez” biçiminde açıklamada bulunmuştur. Tüm basın bu açıklamanın “bildiklerimiz açıklarız” yönüne dikkat çekmesine rağmen bence açıklamanın en önemli ifadesi değişim baskısına karşı ortaya koyduğu tavırdır.
Yine ekseriyet “bildiklerimizi açıklarız” biçimindeki restin muhatapları tarafından kaset sızdırması ve balyoz operasyonları ile görüldüğü noktasında birleşirken bence bu operasyonlarının asıl sebebini TSK değişemez, değiştirilemez açıklaması oluşturmaktadır.
Balyoz operasyonu TSK yı hâkim güç tarafından değişime zorlamanın bir safhasından ibarettir ve anlaşıldığı kadarı ile değişime zorlamada hukuk en önemli vasıta olmaya devam edecektir.
Nihayetinde bir taraftan KCK operasyonları sebebi ile PKK lı Kürtçüler değişime zorlanmakta ve direnenler tasfiye edilmektedir, diğer yandan 2007 yılında başlayan Ergenekon davası eli ile tanımlanan çerçevede “ulusalcı/Avrasyacılar” değişime zorlanmakta ve tasfiye edilmektedir.
Fehmi Koru’nun beyanı ile Ergenekon operasyonunun düğmesine 5 Kasım 2007 tarihinde Bush- Erdoğan mutabakatı ile basılmıştır. Operasyona Ergenekon adının verildiği ilk çaplı gözaltı faaliyeti 21 Ocak 2008 ‘de yapılmıştır.
ABD nin son Başkanı Obama 6 Nisan 2009 da Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Ziyaretin hemen akabinde durum Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından “ tarihi fırsat olarak” nitelendirilmiştir.
Bilin bakalım ilk KCK operasyonu ne zaman yapılmıştır? 14 Nisan 2009. Elbetteki hazırlıklar daha önceki döneme aittir. Basına yansıdığı kadarı ile dinlemeler 2 yıl öncesine kadar dayanmaktadır. Yani 2007 yılına, yani Ergenekon dinlemelerinin de başladığı yıla…
Son tahlilde 1980 askeri darbesi Paul Henze tarafından “bizim çocuklar yaptı” biçiminde değerlendirilmiştir.
1980 darbesinin mimarı ve Paul Henze göre “onların çocuğu “ Kenan Evren ,yapılan idamları kastederek“ Bir sağdan bir soldan” demek suret ile genel politikayı açıklamıştır. Evren halen; darbecilerle! mücadele ettiğini söyleyen bir hükümetin seçtirdiği Cumhurbaşkanı tarafından köşkte ağırlanmaktadır.
Bugünkü genel politika yöntemi aynı olup taraflar değişmiştir:
Artık “bir TSK dan bir PKK/KCK dan” dönemidir.
Bir siyaset hikâyesi ile bitirelim: Yavuz siyasetçi elinde mikrofon meydanı inletiyormuş: Bu düzen değişecek! Yıllardır bu tür nutuklar dinleyen bir vatandaş sormuş: Düzen değişecek diyorsunuz ancak düzen hep aynı, peki ya düzülen ne zaman değişecek?
Sahi ya ne zaman değişecek?
Tolga Akalın
www.2023istanbul.com