Sadi Somuncuoğlu referandumda hayır diyecek
Türkiye’nin, devletin kuruluş esaslarını yıkacak bir yola girmem...
Ülkücüleri İsyana Çağıran Maocu Dönek
Haftanın provakatörü ünvanı hiç kuşkusuz ona verilir.. İnegöl ve Dörty...
Hatay Ülkü Ocaklarından Şehit Ailelerine Plaket
Ülkü Ocakları Hatay İl Başkanlığı tarafından '12 Eylül 1980'de idam ed...
Kürt Dosyası Açılımdan Önce Mutlaka Okunması Gerek
Bu sıralar bir açılım dır gidiyor... Adına ister Kürt Açılımı , iste...
Gen.Kurmay ve Emniyet Yakalama Emrini Uygulayamaz
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen yakalama emri ile ...
 

PROTEST MÜZİK VE SİYASET

  Bu yazı 06 Mart 2010, Cumartesi 23:41:37 eklenmiştir. 264 kez okunmuştur.
Yazar :
Türk toplumunun makuliyet ölçüsü budur. Bu yaşamsal ve deneysel bir birikimin kaçınılmaz, bozulmaz, yıkılmaz gerçeğidir.


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Protest müzik, 12 Eylül diliminde doğmuştur; bir tür cezaevi müziğidir. Dikkat edildiğinde anlaşılacaktır ki, 12 Eylül süreci bu müziği beslemiş, protest müziğin darağacını ise Sovyetizmin yıkılışı kurmuştur.

Buradan çıkarılacak sonuç şudur: Aslında protest müzik sol karakterlidir. Solun iki kutuplu süreçte yer aldığı statüko karşıtlığı kendisinin edebiyatta ve sanatta yerini belirlemiştir.

Ama bugünkü tablo siyasetin karakterini de, kimyasını da değiştirmiştir. Siyaset, poplaştıkça ideoloji ile bağını da koparmaya yüz tutmuştur. Halk ideolojiyi oldum olası sevmemiştir. Siyaset vardır, ideoloji yoktur.

Politika bir küçük burjuva aletidir ve insanlık aleminin en politik varlıkları daima sanatçılar olmuştur. Sanat değişken, gelişken ve atak haliyle haberin kaynağı olduğu için medyanın konusudur. Bu da sanatçının kolay müttefik bulması sonucunu getirmiştir. Sanatçının aynaya yansıyan resmi işte bu medyadaki müttefikler tarafından çizilmiş, halkın belleği biraz da bu müttefiklerin duruşu ile belirlenmiştir. Ancak halk yüzyılların birikimi ile oluşturduğu doğal filtre sonucu sevginin doz ayarını yapmayı bilmiştir. Politik duruşunu makul seviyede tutan sanatçıları, her şeye rağmen sanatın ektiği yumuşak tohumlar nedeniyle hoşgörüyle izlemiş ama dozu ayarlanmamış, ayarı bozulmuş  duruşta ibre sanattan  politikaya dönünce, halk sanatçıyı terk etmiştir.

Türk toplumunun makuliyet ölçüsü budur. Bu yaşamsal ve deneysel bir birikimin kaçınılmaz, bozulmaz, yıkılmaz gerçeğidir.

Türk milleti, Orta Asya’dan Anadolu’ya su misali akıp gelirken, rastladığı coğrafyaya ya da karşılaştığı beşeri iklimlere bu iç ritmiyle direnmiş, etkilenmiş ama millî kodifikasyonunu, millî tertibini bozmadan varlığını zamana yaymayı bilmiştir. Sosyal genlerini iş, eylem üzerine oturtarak kendine has bir fikri tutuş sanatı geliştirmiştir. Bu reel politikadır. Gerçeğin hayata yansıyan yürüyüşüdür.

Türk Milleti aslında siyasetin adını koymadan siyaset yapmıştır. Kimi sanatçıları siyasi  kimlikleri ile tanımadan dinlemiş, izlemiş sevmiş ama politik varlıklarını tanıdıktan sonra da ilgi alanından uzaklaştırmıştır. Türk insanı devletinin mukadderatını kendi kaderiyle bütünleştirir. Bu ilişki zamanla insan-devlet fikrini yaratır. Böylece Türk insanı  hoş görüsünü devletin büyüklüğünün tabii açılımı, kahrediciliğini de yine bu büyüklüğün kaçınılmaz sonucu olarak sergiler. Paradoksal bir durumdur ama gerçek bu paradoksta gizlidir.

Bu sessiz ve derinden varoluş kavramıdır.

Batı’da böyle olmamıştır. Batı’nın mekanik materyalist  bakışı, devleti insandan soyutlar. Devlet bir sınıfın güçle buluştuğu statükodur. Varlığı belirleyen işte bu güçtür. Yöneticiye halka karşı bir sorumluluk yüklemez. Batı’da devletin oluşumu ile Rönesans’a kadar geçen süreç  kaba bir derebeylik nizamının vurucu gücüdür. Bu nedenle ilk çağ filozoflarının ideal devlet kuramlarında bile sınıf, köle, Roma asaleti tarzında ayrışmalar vardır. Bu bir anlamda  Makyavelli’nin “Hükümdar” eserinde ünlenen bakışı idrakimize taşır. Batı politikası ortaçağ sürecinde Makyavelli’yi yaratmıştır. Bu Batı’nın hesapçı mantığının kaçınılmaz sonucudur. Batı’da hesap kelimesinin öldürücü etkisi vardır: Ölçme, analiz, inceleme, diyalektik, determinizm olguyu anlamak için kullanılması olmazsa olmaz yöntemlerdir.

Doğu’da ve dolayısıyla bizde ise bütüncü bakış çok önemlidir. Türk politik sistematiğinde yönetene düşen sorumluluk altından kalkılacak gibi değildir. O yüzden Batı’da devlet statüko ise doğuda devlet “ateş topu “ şeklinde anlatılır. Ve Türk politik sistematiğinin karşılığı Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu Bilig” eserinde zirveye ulaşır. Türk politik sistematiğinde eşyayı ve insanı ortamdan soyutlayarak tarif etmek mümkün değildir. Hiç kimse kendisini bu bütünden soyutlayarak tarif edemez. Ne Hakan, ne de sürü çobanı. Herkes bir bütünün parçasıdır. Herkes gök kubbe altındadır. Yöneten ve yönetilen aynı gök kubbe altında yaşarlar. Bu yöneten için bir ödevi layıkıyla yerine getirmek demektir. Yusuf Has Hacib’in Bilge Öğdürmüş’e söylettiği  şu sözler bu noktada gök kubbenin sesi gibidir.

“Ey Hükümdar! Ülkende bir kişi bile gece aç kalsa onu senden sorar Tanrı! Ey Hükümdar! Bu dünya bir zindandır, zindanda fazla sevinç bekleme. İyilikler yaparak, mezarını süsle. Tanrı sana ne iyilikler yaptı, seni halk üzerine hakim kıldı. Fermanını yürüttü. Sen bunlara karşı iyi, merhametli, temiz ol. Her işi akılla işle, nefsinin esiri olma, gönlünü diri tut. Halka karşı merhametli ve adil ol!

 

İşte duygu coğrafyamızın bu şifresinin bozulması halinde ozanlar, bakşılar, aşıklar  var oluş sebeplerine uygun beklenen uyarıları yapmışlardır. Bu aslında gök kubbenin uyarısıdır. Çünkü aşıklık ya da ozanlık bir anlamda ilahi mertebenin temsilinden ibarettir. Aşıkların, ozanların tahtı dinsel atmosferden ilham alır. Aşıkların, şairlerin kamlarla, baksılarla sosyal bir akrabalığı vardır. Ziya Gökalp, şair-büyücü kavramını ortaya atarak eski dönemlerin toplumsal hiyerarşisi hakkında bilgiler verir bizlere. Şairlerin, ozanların iktidarı vardır; onların iktidarı gönlün tahtından ibarettir ve dünya iktidarı ile gizli açık bir çekişme içindedirler. Sanatçıların var olana karşı muhalif oluşlarını biraz da bu ilahi kaynak oluşturur. Ama günümüzde sanatçılar böyle bir bağ ile adlandırılmak yerine, Batıcı gelenekten yola çıkarak kendilerini nesnelleştirmeyi severler. O yüzden bizde sanatçılık özellikle Tanzimat’tan beri Bizanstinist bir eğlence hüviyetine bürünmüş ozanlık geleneğine sırtını dönmüştür. Ozanlıkta mensubiyet duygusu, kahramanlık ruhu ve dinî bağlar söz konusu iken, Bizanstinist panayır geleneği günümüz şov dünyasını etkisi altına almıştır. Ozanların, kamların var olan kötü gidişata karşı içerden yaptıkları eleştiriler halkta karşılık bulurken, günümüz sanatçısının siyasî eylemleri kendisini destekleyen medya mensuplarınca sınırlanmaktadır. Orta Asya’dan bu tarafa değişerek de olsa gelen ozanlık geleneğinin temsilcileri halkın mukadderatına kendilerini verdiklerinde samimi bulunmuşlar, etraflarında bütüncü anlayışa paralel kalabalıklar oluşmuştur. Ya da var olan kalabalığa ses olmayı bilmişlerdir. Bizde  bu damarın  Pir Sultan Abdal ve Dadaloğlu isimleri etrafında geliştiğini söyleyebiliriz. Pir Sultan Abdal’ın protest geleneği Şah İsmail-Yavuz Selim çatışması içinde yer alır. Beslendiği mağduriyet atmosferi saraydan çok  beyler ile alevi Türkmen toplulukları arasındaki kavgadan çıkar. Dadaloğlu ise Avşarlar’ın zorunlu göçüne karşı geliştirdiği isyan ortamında doğmuştur. Ancak kültürün geçmiş ve bugünü terkip etme karakteri nedeniyle diyebiliriz ki bu damar bugünkü protest birikimin çekirdeğinde yaşamamaktadır. Yine kabul etmek durumundayız ki bu gelişme ulusal bir gelenek oluşturmayı başaramamıştır; çünkü öteden beri  halkımız yaşananlara politik  başlık koymayı istememiştir. Türk halkının siyasî karakteri, kendi mukadderatını devletinin mukadderatına bağlama temelinde geliştiği için bu durum kaçınılmazdır. Burada tartışmaya başka bir başlık açmak gerekir.

Türk milleti Protest müziği tamamıyla reddetmemiş, biraz kendileştirmiş ve kendi bütüncü romantizmi içinde değerlendirmiştir. Bu yolda politik duruşu olmayan sanatçıların yine bütünden kopmayan, analitik olmayan duruşlarını destekleyerek yürüyüşünü sürdürmüştür. İşte Orhan Gencebay’ın farklı metin, farklı aranje sistemiyle ortaya çıkan müzikalitesi böylece popüler ve acıtmayan politik bir dil olarak meydan bulmuştur. Aslında Orhan Gencebay’ın Türk müzik dünyası içinde karşılaştığı en büyük haksızlık, yaptığı çalışmalara arabesk denmesidir. Sözleri ve bestesi ve en az bestesi kadar öne çıkan düzenlemeleri ile Türkiye’nin ilk özgün müzikal sürecini başlatan Gencebay, aynı zamanda sosyal gelişmelere de sırtını dönmeyen, toplumsal sorunlara temas eden bir protest dili de yakalamıştır. Orhan Gencebay, bu noktada ilginç bir örnektir ve doğru yönlerden incelenmesi gerekir. Bu nedenle sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik sistemin dışında kaldığına inanan geniş halk kitlesinin ilgisini çekmeyi başarmıştır. Bu sessiz ve adı konulmamış olan bir halk protestizmidir.

Ahmet ŞAFAK

www.2023istanbul.com

YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!
Hayranınız
Sağolun.
Yazınızın şu bölümleri çok vurucu: "Halk ideolojiyi oldum olası sevmemiştir… Politika bir küçük burjuva aletidir ve insanlık aleminin en politik varlıkları daima sanatçılar olmuştur… Ozanlıkta mensubiyet duygusu, kahramanlık ruhu ve dinî bağlar söz konusu". Siz de bizim için her şarkı sözüyle sloganlaşan bir sanatçısınız. Bu devrin Pir Sultan Abdalı sizsiniz. Yüzyıllar sonra milletin bağrından bir sanatçı sizi anlatacak...


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
 
Diigo Diigo Digg Digg Newsvine Newsvine Technorati Technorati
Del.icio.us Del.icio.us Facebook Facebook Reddit Reddit Jumptags Jumptags
Simpy Simpy StumbleUpon StumbleUpon Slashdot Slashdot Propeller Propeller
Furl Furl Yahoo Yahoo BlinklistBlinklist Google Google
 

Diğer Yazıları
 
Suat BASARAN
ETNİK(!) EVLİLİKLER
Kürşad DEMİRCİ
ŞEHİT MUSTAFA ÜZERİNDEN MHP’Yİ VURMAK !
M.Tolga AKALIN
EVET DİYECEK ÜLKÜCÜLER BUNU BİLİYORMU?
Dr.Buğra ATSIZ
G8 G20'NİN NÎMETLERİ
Musa KÜÇÜK
KÜÇÜK ADAMLARA RAĞMEN MHPYİ İKTİDAR YAPMAK
Ertuğrul ŞEN
YANGIN BATIYA KAYIYOR
Dr.Hasan.S.ÖZVARİNLİ
DEVLET YÖNETMEK YALAKALIK İLE OLMAZ...
Müjdat ÖZTÜRK
İNEGÖL VE DÖRTYOLUN SORUMLULARI
Neval KAVCAR
PKK DÖRTYOLU BİLEREK Mİ SEÇTİ
Yük.Müh.Mustafa IŞIK
248 GÜNAHKAR
Hakan SÖNMEZ
HESABI ZOR VERİLECEK GÜNLERE SÜRÜKLENİYORUZ
Prof. Dr. Babek KURBANOV
MİLLI VE DİNİ BAYRAMLARIMIZ ÜZERİNE
Erdoğan KARAKAL
RÜZGARIN TERS ESİYOR GANDİ
Berat G. ULUALAN
BABAM ANLATIRDI O GÜNLERİ
GÖKHAN ÖZ
SORMAK
İSMAİL BÜYÜK
AK ÜLKÜCÜ BAŞBAKAN
KONUK YAZAR FERİDUN ÖNCEL
TEMEL SORUNA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Konuk Yazar Sosyolog Hakan YAVUZ
HAFIZALARI TEMİZLEME ZAMANI


 
Diger anketlerimiz için tıklayın...


Ahmet Şafak 9 AŞK ve VATAN 2010 ALBÜM TANITIMI
Bahçeli'den Erdoğan'a çok ağır sözler!
Bahçeli'ye göre Barzani kimdir?
One Minute'lerin yerini Türk yumrukları alacak
Müjdat ÖZTÜRK Türk Milli Eğitiminde Misyonerlik Faaliyetleri (Canlı Yayın Röportajı)
Ahmet ŞAFAK Beyler Bu Vatan Size Neyledi İzle
 
AKPnin İstanbulda 1 milyon üye balonu patladı ( 565 kez okundu. )
Ülkücüleri İsyana Çağıran Maocu Dönek ( 183 kez okundu. )
Kürt Dosyası Açılımdan Önce Mutlaka Okunması Gereken Kitap ( 78 kez okundu. )
Hatay Ülkü Ocaklarından Şehit Ailelerine Plaket ( 38 kez okundu. )
MHP, Aydın daki pankartı Kocaeli de de astı ( 22 kez okundu. )
Starın yandaşlığına Sami Selçukda dayanamadı ( 22 kez okundu. )
Bahçeli nin yerine Oktay Vural senaryosu ( 17 kez okundu. )
İnegöl farklı, Yüksekova farklı ( 17 kez okundu. )
Sadi Somuncuoğlu referandumda hayır diyecek ( 15 kez okundu. )
Osmanlı Kendini Kullandırmaz ( 13 kez okundu. )
 
Evet Diyecek Ülkücüler Bunu Biliyormu
MHP Neden HAYIR dosyası
Ülkücüleri İsyana Çağıran Maocu Dönek
Ülkücüleri İsyana Çağıran Maocu Dönek
Evet Diyecek Ülkücüler Bunu Biliyormu
Starın yandaşlığına Sami Selçukda dayanamadı
İSO dan Devlet Bahçeliye Övgü dolu sözler
Yusufiyeliler Referanduma EVET mi HAYIR mı diyor
Vatandaş oyuna gelmemelidir
Bahçeli İstanbul Sanayi Odasını ziyaret etti
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.



© Copyright 2009 2023 İstanbul
Sitemizde bulunan haberleri kaynak gösterilmeden kullanılması yasaktır.
Haberlerin Her Hakkı Yayıncıya Aittir.