Üniversitelerimizde duyulan olaylar, güzide basınımızca tam olarak yansıtılmıyor. 12 Eylül 1980 öncesinde, Türkiye’de meydana gelen kanlı olayları bizzat bilen, yaşayan birisiyim. O dönem nasıl ki sağ –sol olarak gösterilmek istenen olayların kökeninde, ülkenin bölünmez bütünlüğü söz konusu idiyse bugünde durum farklı değil.
Türkiye gibi stratejik önemi büyük, yer altı zenginlikleri fazla bir ülkenin başına her daim çorap örülür. Dün farklı, bugün farklı değil hedef.
Marmara Üniversitesinde “karşıt görüşlü” öğrenciler arasında çıkan olaylardan söz ediliyor meselâ. Atılan sloganlara bakarak ne olup bittiği anlaşılıyor.
“Üniversitede PKK istemiyoruz", "Şehitler ölmez vatan bölünmez" diye slogan attı….. Karşıt grup "Faşizmi döktüğü kanda boğacağız" dedi.” (Basın – 19 Mart 2010)
Türkiye bilhassa “Kürt Açılımı” sonrasında, keskin bir ayrışma yaşıyor. Tehlike orada.
Aynı şekilde BDP’li milletvekillerin PKK söylemlerini benimsemesi, ellerindeki belediyelerde aldığı kararlar toplumsal gerginliği tırmandırıyor. İş “Kürtçe konuşma, yayın yapma” boyutunu çoktan aşmış durumda. Başbakanın dediği gibi “sindirme aşama”sındayız.
Batman’ın BDP’li belediyesi bakın hangi icraatı ile gündemde?
“Terör örgütü PKK’nın Kuzey Irak’ta bulunan kamplarından biri olan Zap ve Avaşin, geçirdiği kalp krizi sonucu ölen kapatılan DEP eski Milletvekili Orhan Doğan, Med İmparatorluğunun ‘Med’ olan adı, sürgünde yaşamını yitiren Kürt yazar Mahmut Baksi, 1990’lı yıllarda PKK ile güvenlik güçleri arasında çatışmaların sıkça yaşandığı Şırnak’taki Gabar Dağı, Tunceli’nin Munzur Vadisi’nin Kürtçe adı olan ‘Adar’, Diyarbakır’ın Silvan İlçesi’nde bulunan kalenin adı Zembilfroş; Şırnak ve çevresi için kullanılan Botan adının verilmesi kararlaştırıldı.” ( Basın – 10 mart 2010)
AB ve ABD’nin talebi ile Türkiye “Kürt Açılımı” adı altında, adım adım “bölgesel özerkliğin” temeli atılıyor.
İktidarın “Tek Devlet”ten taviz vermeyiz söylemi, Diyarbakırspor – Bursaspor maçında İstiklâl Marşının yuhalanması, caddelere PKK kampının adının verilmesi, 29 Mart sonrasında “Kürt coğrafyasının sınırları çiziliyor” yaklaşımı ile aldığı çerçeve ortada.
Yapılanlar dağdaki PKK’lıların şehre indiğinin kanıtı. Velev ki PKK silâh bıraktı. Yapılanlar ile Türkiye’nin sürüklendiği nokta neresi görülüyor mu?
Yapılanlar bir devleti parçalamaya dönüşüyorsa buna “insan hakları” bağlamında bakılabilir mi?
Devlete başkaldırının adı önce PKK, şimdi başka bir şey. ”AB ve ABD, bu işe “insan hakları” diyor.
* * *
Kürt Sorunu, KCK ve Genel Af
Batman İl kongresinde söyledikleri tepki çekince, yanlış anlaşıldığını söylüyor Kılıçdaroğlu. Ortada yanlış falan yok. KCK için dediği ortada iken “sözlerinin çarpıtıldığını” söylüyor.. Siyasetçi tartıp biçip öyle konuşacak. “Açılıma niçin destek vermiyorsunuz?” sorusuna cevap verirken, işin endazesini kaçırdığı belli.
“Yanlış anlaşıldım” demesini çark etmek için olduğunu anlarım da, suçu başkalarına yıkmaya çalışması bir tuhaf.
“Kürt Sorununu” kabul eden tarzda gelişen o konuşma ortada. “Kürt Sorunu, KCK ve Genel af” kelimeleri bir araya gelince, o konuşmanın nesi yanlış anlaşılacak?
Kemal Kılıçdaroğlu özür dilemeliyken, neler diyor?
* * *
NATO toplantılarında, Amerikan CCN Televizyonlarında, Irak’ın Kuzeyindeki meşum yapının idarecilerinin odasında, PKK’nın hedefi işte aşağıda..
Kerkük petrolünün denize açılışı..
Türkiye’nin bölünüşü...Sözde Kürdistan!
Sindirin sindirebilirseniz..

Neval KAVCAR
www.2023istanbul.com