Yeni bir kavram.
Anlatalım :
Markalı muhalif kültür, sol söyleme sahip liberal Batıcı yaşam kültürüne angaje olan bir sosyal sınıftır. Sosyalist kültürle sadece söylem açısından ilgilenen, işin pratik zemininde ise reel politikanın bütün ince manevralarını yerine getiren, liberal bir gruptur. Ancak bu grubun siyasal vizyonu giderek çeşitlenmiştir. Sol söyleme sahiptir ama aynı zamanda sağcıdır. Hatta daha fazla sağdır. Ancak bu sağ evrensel bir sağdır. Dinî mensubiyeti püriten bir nitelik arz eder. Din, merkezi eleştirme konusunda durulan yerdir ama esas olan geleneksel dini sahipleniş değil, dinin üniversal iddialarıdır. Yani Türk-İslâm geleneği ile uzlaşmak yerine, din diyalogları altında pekala Hıristiyanlık, Musevilik çevreleri ile uzlaşabilir. Zihin dünyasında ötekileştirdiği tek olgu millîliktir… Markalı muhalif sınıfının en büyük hedefi millî devlet kavramını hizaya getirmektir. Kendini ifade etmek noktasında yerel unsurları, etnik olguları, azınlıkları, yeni Osmanlıcıları, küresel yatırım araçlarını, sivil toplum örgütlerini, global iddiaları, Avrupa Birliği - Amerikan merkezli psikolojik harp unsurlarını pembe sol aktivistlerini, solun küresel temsilcilerini, yeşiller hareketlerini kullanabilir.
Türkiye’nin Batı’ya açılan ilk seçkinler hareketi, Jöntürkler’in muhalif kültür ikliminde doğmuştur. Markalı muhalif sınıf bir anlamda bu jöntürk hikayesinin birinci aşamasının günümüzdeki temsilcisidir diyebiliriz. Neden birinci aşaması? Çünkü bu aşamada Jöntürkler bütün halinde sisteme muhaliftirler, ancak ikinci aşama olan bin dokuz yüz on iki yılından sonra sistemle benzeşmeler başlar. Sonra da benzeşme, tamamen sistemin kendisi olur. “Taç giyen baş uslanmıştır.”
Abdülhamit’i iktidardan düşüren İttihatçılar, bir zaman sonra tam bir Abdülhamit kesilirler. Bu durum şartların belirlediği bir siyasi metamorfozdur. Markalı muhalif kültürün en temel özelliği Türk Siyasi üst yapısı ile girdiği merkez-Batı çekişmesinde Batıcı eğilim taşımasıdır. Nitekim bu kanat buradan kazandığı geleneği Atatürk sonrası döneme ait, Batıcı-hümanist-helenistik vizyonla terkip ederek merkez dışı niteliğini korumayı başarmıştır. Çünkü bütün dünyada Sosyalizm çökmüş, Kastro atalarını Faşist-Falanjist İspanyollar arasında aramaya başlamıştır ama markalı muhalif kültür söylem gücünü elinden bırakmamış, kapitalizmin kültürel metinlerini oluşturmaya başlamıştır.
Çünkü markalı muhalif kültür sosyalist evrensellikle kapitalist evrenselliği buluşturmayı başarmıştır. Herkes için istenen bir sonuçtur bu. En başta da kapitalizm için… Kapitalizm buna muhtaçtır, çünkü eşyanın tabiatı gereği, millî organizmanın içinde yaşamaktadır. Kendisini meşrulaştırması için bir söyleme ihtiyaç duymaktadır. Bu söylem onun için hayatidir. Halbuki sermaye kimliği olan bir nesnedir. Bu yüzden sermayenin bir kültür-sanat profili olmak zorundadır. Sermayenin milliyeti, millî kimliği vardır, yok deniliyorsa eğer, sosyolojik olgular hiçe sayılıyor demektir. Ancak denklemin sosyolojik gelişme açısından eksik kalmasının sebebi sermayenin başlangıç döneminde komprador karakter arz etmesidir. Türkiye’deki büyük sermaye millî olamadan küresel ortakları eliyle Batı’nın kültürel kaynaklarına aşina kılınmıştır. Zira palazlanmaya başladığı yerler İzmir, İstanbul, Selanik gibi imparatorluğun Batılı şehirleridir. Osmanlı’nın millî burjuva üretme fukarası oluşu ve ancak İttihat ve Terakki eliyle bu hamleye başlaması ve kısa sürede sonuç alamayışı bilinen gerçektir. Arada azınlıkların kurdukları şirketler eliyle Türkler al-satçılığa başlamışlar, içlerinden sivrilenler de azınlık ortaklarının sosyal çemberine girmek suretiyle, azınlık ticaretinin rahminde büyümüşlerdir. Gelenek, millî zemin yerine Batıcı-aristokratik bir altyapı üzerinde şekillenmiştir. İşte sermayenin bu ilk oluş hali, burjuvamızı Batıcı maceralara itmekle kalmamış kendi kültürel sosyetesini oluştururken de, sağ yerine küresel karakter arz eden sola ittifak teklif etmek zorunda bırakmıştır. Bu sosyo-kültür dinamiklerin kaçınılmaz işbirliğidir. Herkes kendi benzerine yönelmiştir.
Sanat – kültür - siyaset - ekonomi sarmalı böyle kurulmuştur.
Bunu yıllar önce Mehmet Altan, şu formülle açıklıyordu:
Kapitalist pratik,sol söylem!
Markalı muhalif kültür artık küresel bir sahnenin oyuncusudur.
Şimdiki amacı muhalifi olduğu devleti ve statükoyu yıkmak değil, dönüştürmektir.
Film başladı bile.
En büyük kapitalistlerin bile küresel kriz aşamasında Karl Marks’ı telaffuz etmesi bundan…
Ahmet Şafak
www.2023istanbul.com