Bir bardak suda fırtına koparılan olaylar dizinini de etkileyecek o karar ve gereği yapılamayan dava süreci. Birbirinden bağımsız duran, fakat birbirini etkileyecek durumlar işte böyle başlıyor.
Öncelikle on aydır kamuoyunda “ıslak imza” diye bilinen “AKP ve Cemaati Bitirme Planını” hazırladığı iddia edilen Albay Dursun Çiçek davası. Hazine teşvikli Taraf gazetesinin gündeme getirdiği fotokopi belge “kağıt parçasıdır” yorumu ve birkaç ay sonra yine gündem değiştiren “aslı olduğu iddiası” ile savcılığa yollanan belge.
Asıl belge olduğu söylemi ise adli tıp kurumuna yapılan tayinle göreve yeni başlayan, bu işte uzman olmadıkları söylenen kişilerin imzası ile sabit. Neyse efendim askeri savcılığın aylar süren çabası ile “asıl” olduğu söylenen o evrak önlerine geldi. Anayasamıza göre yargı, askeri ve sivil olmak üzere ikiye ayrılıyor. Dursun Çiçek’te albay olduğu için, askeri savcılık olarak onlarda soruşturma sürdürüyor.
Askeri savcılık o belgeye bakarak Dursun Çiçek’in tutuklanması isteği ile askeri mahkemeye sevk edince, belli bir kesim “işte ıslak imza gerçekmiş” dedi. Bana göre ise askeri yargı “askerimizi biz yargılarız” demek istedi ve neticede, askeri mahkeme tutuklama talebini reddetti.
Şimdi gerçeğe gelelim. Dursun Çiçek’in avukatları “asıl” olduğu iddia edilen o belgenin üzerinde parmak izi, kullanılan mürekkep, atılan imzanın el ürünü olup olmadığı gibi detayın incelenmesini talep etti. Bunu yapabilmek için “kimyasal inceleme” gerekiyordu. Kimyasal işlem evrakı tahrip edebilir varsayımı ile askeri savcılık, sivil savcılıktan o işlemi yapıp yapamayacaklarını soruyor ki, işte bu oldukça tuhaf.
Anayasanın kendilerine verdiği, yargılamanın detayları için sivil yargıdan izin mi alınır? Fakat iş o raddeye geldi ki, “evrakı bilerek tahrip” ettiler suçlaması ile karşı karşıya kalabilirler. Muhtemelen bu düşünüldü, fakat çok vahim bir durum bu.
Neden derseniz, evrak üzerinde bilgi sahibi olabilmek için o işlemler yapılması gerekiyorsa yapılmalıdır. Ne oldu? Sivil savcı “tahribat” olur diye izin vermedi. Trajikomik ve düşündürücü bir durum.
Askeri savcılığın öyle gayesi olsa, zaten yetkisi dahilinde olan o işlemi izin almadan yapardı. Yanlış anlaşılacak düşüncesi ile adım atamayan yargı modeli ile adalete nasıl ulaşılır?
* * *
Yargıtay’ın “Gizli tanık” Kararı
Gelelim Yargıtay’ın önemli tespitine.. “Yargıtay 1. Ceza Dairesi, gizli tanık konusunda ilk kez bir karara imza attı. Daire, verdiği kararda gizli tanık ifadelerinin hükme tek başına esas teşkil etmeyeceğini ve tek başına gizli tanık beyanına dayanılarak hüküm kurulamayacağını belirtti.” (Basın – 16 mart 2010)
Son dönemde kamuoyuna mal olan, neredeyse sadece gizli tanık ve telefon görüşmelerine dayanılarak oluşturulan, iddianameler o karardan etkilenecektir.
Düşünebiliyor musunuz, “gizli tanık” ile size onlarca suç atılacak, sonra o tanık ifadeleri ile iddianame hazırlanacak ve mahkum olacaksınız.
Ortada suç varsa, kesin kanıtları olmalı. Ve tanıklar ortaya çıkıp, bunu ispat etmelidir. Kaçak güreşerek, gizli saklı doğruluğu meçhul ifadelerle, yargı kararı olmaz diye aylardır bas bas bağırıyordu canı yananlar.
Henüz neticelenmemiş, gizli tanık ifadeleri ile oluşturulmuş iddianameleri ise çarşaf çarşaf bir kısım medyada, güya yasak olmakla birlikte yayınlanıyor. Ve o kişiler yargı kararından önce, kamuoyunda suçlu duruma düşürülüp, mahkum ediliyor. Reva mı?
Başkaları üzerinde ahkâm kesmek kolaydır. Gizli tanık ifadelerine bakarak karar verenler, empati yapsın bakalım. Kendilerini suçlanan o kişilerin yerine koysunlar.
* * *
Netice
Askeri savcılığın aylardır kamuoyunu meşgul eden o belge üzerinde işlem yapamayışı, adaletin sekteye uğramasıdır bana göre.
Sadece gizli tanık ifadeleri ve telefon kayıtları(Yargıtay’ın yine böyle bir kararı var) ile yargı kararı olmayacağının kesinleşmesi ise, bir bardak suda fırtına koparanlara karşı, adaletin tecellisidir.
* * *
Açıklama: Islak İmza konusundaki abes uygulamayı yazdıktan sonra, basına düşen şu haberi de eklemeden edemedim. Albay Çiçek’in avukatı ıslak imzanın incelenmesi için yurt dışına gönderilmesini isteyecekler - miş. “Islak imzanın makinede atılıp atılmadığının” belirlenmesi işlemi Türkiye’de yapılamıyormuş.
O “çok önemli” belgenin başına bir şey gelecek diye acaba “Yurt dışında” incelenmesi kararını onaylayacak mı sivil yargı?
Bence o belge için “kozmik koruma yasası” çıkarılmalı. Başında yirmidört saat nöbet tutulmalı. Başka yolu kalmadı.
Neval KAVCAR
www.2023istanbul.com